Güzel bir mekânın fotoğrafta görünmeyen tarafı
Bir mekânın fotoğraflarına bakıp oraya gitmek istediğimiz oluyor. Masalar güzel, ışık güzel, tabaklar özenli. Gidiyoruz, oturuyoruz. Daha sohbetin başında karşıdaki kişiyi duymak için öne eğilmek gerekiyor. Çantayı koyacak yer bulamıyoruz. Sandalye de bir süre sonra rahatsız etmeye başlıyor. Fotoğrafta bunların hiçbirini görmemiştik.
Güzel mekânları seviyorum. Bir rengin diğeriyle ilişkisi, kullanılan malzeme, masanın üzerindeki küçük bir detay ilgimi çekiyor. Tasarım eğitiminin de bunda payı var. Ama bir yerde vakit geçirmek istediğimde, o güzelliğin içinde ne kadar rahat olduğumu da önemsiyorum. İki saat oturamayacağım bir sandalyenin çok iyi tasarlanmış görünmesi bir noktadan sonra anlamını kaybediyor.
Üstelik rahatlık dediğim şeyin gösterişle pek ilgisi yok. Menüye bakarken acele ettirilmemek, bir şey sorduğumuzda açıklayıcı bir cevap almak, masaların birbirine fazla yakın olmaması. Bunlar için çok büyük bir dekorasyon bütçesi gerekmiyor. Orada oturan insanın neye ihtiyaç duyabileceğini düşünmek gerekiyor.

Bir de servisin tavrı var. Yoğun bir saatte siparişin gecikmesini anlayabiliriz. Birinin gelip haber vermesi, ne kadar bekleyeceğimizi söylemesi durumu değiştirir. Beklerken kimsenin gözümüze bakmaması ise aynı gecikmeyi çok daha rahatsız edici hâle getirir. O anda duvardaki güzel tabloya ayıracak pek dikkatimiz kalmaz.
Bence sosyal medyada mekân seçerken biraz da bu yüzden zorlanıyoruz. Görüntü hakkında çok şey biliyoruz. Hangi köşede fotoğraf çekileceğini, hangi tatlının güzel göründüğünü daha gitmeden öğreniyoruz. Ama içeride bir saat geçirmek nasıl bir his, onu ancak gidince anlıyoruz. Çok beğenilen bir yerden beklentimizin altında bir deneyimle çıkmamız da mümkün.
Çocukla bir yere gidildiğinde bu ayrıntılar daha da görünür oluyor. Kapıdan rahatça geçebiliyor muyuz, bebek arabası geçişi kapatmadan durabiliyor mu, çalışanlar küçük bir ihtiyaca yardımcı olabiliyor mu? Mekânın bize uygun olup olmadığını bazen bu kadar basit şeyler belirliyor. Paylaşılan fotoğraflara bakarak bunu tahmin etmek kolay değil.
Markalar üzerine çalıştığım için bu konuyu mesleğimden tamamen ayırmam zor. Bir yerin kendini nasıl anlattığıyla, içeride bize nasıl davrandığı arasındaki ilişki dikkatimi çekiyor. Çok sıcak, samimi bir iletişim diliyle tanıtılan bir yerde kendimizi fazlalık gibi hissettiğimizde, o iletişimin inandırıcılığı da azalıyor. Bizi rahat ettiren bir yere yeniden gitmek isteriz.
Bir mekâna tekrar gitmek istediğimde, orada geçireceğim akşamı zihnimde canlandırabilmek isterim. Rahatça konuşabileceğimizi, yemeğimizi aceleye getirmeyeceğimizi, küçük bir sorun olduğunda muhatap bulabileceğimizi bilmek iyi gelir. Özellikle uzun zamandır görmediğim biriyle buluşacaksam, seçimimi bunlar etkiler.
Güzel bir fotoğraf hâlâ ilgimi çeker. Ama bir arkadaşıma buluşacağımız yeri önerirken söylemek istediğim cümle daha sade: “Orada rahat rahat otururuz.”



Yorumlar