Boş zamanımızı da yapılacaklar listesine çevirdik
“Bu akşam hiçbir şey yapmayacağım” demek kolay. O akşam geldiğinde ise akla bir sürü şey düşebiliyor. Yarım kalan kitaba devam etmek, biraz yürümek, bekleyen bir eğitimi izlemek. Madem zaman var, onu iyi değerlendirmek gerekiyor diye düşünüyoruz. Böylece boş bıraktığımız birkaç saat de yavaş yavaş görevlerle doluyor.
Okumak, hareket etmek, yeni şeyler öğrenmek çok güzel. İnsan bunları isteyerek yaptığında iyi de hissedebilir. Ama günün sonunda hepsini yapamadığımız için kendimize kızıyorsak, kendimize ayırdığımız zamanın içinde de bir yetişme telaşı başlamış demektir. Dinlenmek üzere oturduğumuz koltukta bile tamamlamamız gereken bir şey bulabiliyoruz.
İş hayatında planın ve takibin değerini biliyorum. Bir işin ne zaman yapılacağının belli olması, sorumlulukların netleşmesi hayatı kolaylaştırıyor. Yalnız, aynı ölçme alışkanlığını günün her saatine taşımanın yorucu olduğunu düşünüyorum. Kitabın kaç sayfasını okuduğumuzu, yürüyüşün kaç dakika sürdüğünü, bir hafta sonunda ne kadar şey yaptığımızı hesaplamaya başlayınca, hoşlandığımız uğraşların tadı değişebiliyor.
Üstelik önümüzde sürekli iyi değerlendirilmiş hayatlar varmış gibi görünüyor. İşlerini yetiştiren, düzenli spor yapan, yeni yerler gören, okumaya da zaman bulan insanlar. Bir fotoğrafta günün küçük bir bölümünü görüyoruz; ama kendi günümüzü değerlendirirken bütün yorgunluğumuzu, ertelenen işlerimizi ve dağınıklığımızı hesaba katıyoruz. Böyle bir karşılaştırmada kendimize haksızlık etmek çok kolay.

Beni düşündüren tarafı, zaman zaman dinlenmeye bile bir gerekçe aramamız. Daha verimli çalışmak için mola vermek, zihni toparlamak için yürümek, ertesi güne hazırlanmak için erken yatmak. Bunların hepsi anlaşılır. Yine de insanın bir akşamı keyfine göre geçirebilmesi için ertesi gün işine sağlayacağı faydayı açıklaması gerekmese iyi olur.
Kendine zaman ayırmanın nasıl görüneceği de kişiye göre değişiyor. Kimi kalabalık bir sofrada dinlenir, kimi evde sessizlik ister. Birinin severek yaptığı şey diğerine yeni bir mecburiyet gibi gelebilir. Herkese iyi gelen tek bir hafta sonu programı varmış gibi davranınca, kendi isteğimize sıra kalmıyor.
Bir de bu işin zaman ve destek tarafı var. Çalışan, çocuğuyla ilgilenen, evin işlerini de takip eden birine “Kendine vakit ayır” demekle o vakit oluşmuyor. Bazen bir sorumluluğu paylaşmak, bir işi ertelemek ya da birinden yardım istemek gerekiyor. Bütün yük aynı yerde dururken, kendimize bakmayı da listeye eklemek pek yardımcı olmuyor.
Ben boş vaktin her seferinde bir kazanımla bitmesi gerektiği fikrine mesafeliyim. Keyif için açılmış bir diziyi bitirmek, bir arkadaşla uzun uzun konuşmak veya erkenden yatmak da o akşamın tamamı olabilir. Anlatacak ilginç bir şey çıkmadı diye zaman kötü geçmiş sayılmaz.
Belki de boş bıraktığımız bir akşam için verebileceğimiz en makul karar, o akşam ne istediğimize bakmak. Kitabı açarsak okuruz. Birkaç sayfa sonra kapatırsak da kaldığımız yerden başka gün devam ederiz.


Yorumlar